Tarihin ne oldugu ya da ne olmasi gerektigine iliskin tartismalar, insanlik dusuncesinin en koklu konularindan biridir. Ancak bu tartismalar yalnizca tarihin tanimina degil, onun nasil anlatildigina da odaklanmaktadir. Bu baglamda temel soru sudur:Tarih, gecmisin ibret alinacak bir tablosu mu, yoksa belirli felsefelerin etkisiyle bicimlenen bir anlati midir? Tarih anlatisina yon veren felsefelerin basinda bilim felsefesi gelmektedir. Tarihi bir bilim olarak goren bu yaklasimda tarih, insanin veya toplumlarin yasadiklarini neden sonuc iliskisi icerisinde, kaynaklara bagli kalarak nesnel bicimde aciklamayi amaclar. Ancak insani konu edinen bir bilimin ne kadar nesnel olabilecegi sorusu, tarihciler arasinda hlen guncelligini korumaktadir.Tarih anlatiminin merkezinde, gecmisi kimlerin, ne icin ve kimler adina aktardigi sorusu yer alir. Bu yonuyle tarih, yalnizca gecmisi kaydetme eylemi degil; insanin kendine, topluma ve zamana dair anlam arayisinin bir urunudur. Tarihsel dusunce, ozunde insandan dogan ve insana yonelen bir dusunsel yolculuktur. Dolayisiyla felsefeden uzak bir tarih anlayisi, tarihin dogasina aykiridir.Gecmisin kaydedilmesi ister yazili ister sozlu bicimde gerceklessin, tarih her zaman bir dile, bir anlati bicimine ve bir anlaticiya ihtiyac duyar. Okumakta oldugunuz bu calisma gecmis anlatisini teoriden yazim etigine bir duzlemde ele almaktadir.